12. Yargı Paketi (7589 Sayılı Kanun): Neler Değişti, Hangi Maddeler Yürürlükte?
Güncelleme tarihi: 9 Eylül 2026
Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen düzenleme, 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun olarak 16 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilmiş ve 31 Temmuz 2026 tarihli, 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanunun büyük bölümü 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir; 11, 12 ve 22. maddeler ise yayımından üç ay sonra, 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
7589 ve 7593 sayılı kanunlar farklı düzenlemelerdir. 12. Yargı Paketi 7589 sayılı Kanun’dur. Çocuk ceza adaletine ilişkin daha sonraki düzenleme ise 7593 sayılı Kanun’dur. Ayrıntılar için 7593 sayılı Kanun ve 2026 çocuk ceza hukuku değişiklikleri başlıklı incelememizi okuyabilirsiniz.
12. Yargı Paketi; ceza hukuku, ceza muhakemesi hukuku, medeni usul hukuku, icra ve iflas hukuku, borçlar ve tazminat hukuku, idare hukuku, vergi yargısı, miras ve eşya hukuku, vesayet hukuku, noterlik hukuku ve yargı teşkilatı gibi birbirinden farklı alanlarda önemli değişiklikler içermektedir.
Paketin en dikkat çekici düzenlemeleri arasında belirsiz alacak davasının kaldırılması, kısmi davada talep artırımına yeni bir yöntem getirilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının istinaf denetimine açılması, dolandırıcılık suçlarında hesabını veya ödeme aracını kullandıran kişiler bakımından ceza indirimi öngörülmesi, miras kalan taşınmazların ortaklığın giderilmesi yoluyla satışında ilk artırmanın mirasçılar arasında yapılması ve kanuni faiz oranının değişken bir sisteme bağlanması bulunmaktadır.
Bu yazıda 12. Yargı Paketi maddeleri, değişikliklerin hangi hukuk alanına ilişkin olduğu, kimleri etkileyeceği, ne zaman uygulanmaya başlayacağı ve devam eden davalar bakımından nasıl sonuç doğuracağı dikkate alınarak ayrı ayrı incelenmiştir.
12. Yargı Paketi Yasalaştı mı?
12. Yargı Paketi yasalaşmış ve yürürlüğe girmiştir. Teklif 22 Haziran 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuş, 16 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilmiş ve 7589 sayılı Kanun olarak 31 Temmuz 2026 tarihli, 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu tarihten itibaren, yürürlük maddesinde ayrıca ertelenen hükümler dışında kanun uygulanmaya başlanmıştır.
12. Yargı Paketi Ne Zaman Yürürlüğe Girdi?
12. Yargı Paketi’nin önemli bölümü 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 7589 sayılı Kanun’un 26. maddesinde açıkça ertelenen 11, 12 ve 22. maddeler ise yayım tarihinden üç ay sonra, 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Özellikle vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmazların elektronik satış portalında satılmasına ilişkin düzenlemeler ile ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmaya katılan kişiler bakımından fiziki imza zorunluluğunu kaldıran düzenleme, kanunun yayımından üç ay sonra uygulanmaya başlanacaktır.
Diğer taraftan bazı değişiklikler yalnızca yürürlük tarihinden sonra açılan davalara, verilen kararlara, teslim edilen dosyalara veya meydana gelen zarar doğurucu olaylara uygulanacaktır. Bu nedenle bir uyuşmazlığın 12. Yargı Paketi kapsamına girip girmediği belirlenirken sadece dava tarihine değil; olay tarihine, karar tarihine, artırma ilanının yapıldığı tarihe ve dosyanın bulunduğu yargılama aşamasına da bakılması gerekir.
İcra ve İflas Hukukunda Yapılan Değişiklikler
Miras Kalan Taşınmazların Satışında İlk Artırma Mirasçılar Arasında Yapılacak
12. Yargı Paketi’nin icra ve miras hukuku bakımından en önemli değişikliklerinden biri, miras yoluyla edinilen taşınmazların ortaklığın giderilmesi suretiyle satışına ilişkindir.
Bütün maliklerin taşınmazı miras yoluyla edindiği ve mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlarda, satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmesi hâlinde ilk artırma yalnızca malik sıfatına sahip mirasçılar arasında yapılacaktır. Bu özel artırma usulü bir defaya mahsus uygulanacaktır.
İlk artırmada teklifin, taşınmazın muhammen kıymetinin yüzde yüzünü ve satış giderlerini karşılaması gerekecektir. Başka bir ifadeyle taşınmaz, mirasçılardan birine tahmini değerinin yarısı gibi düşük bir bedel üzerinden bırakılamayacaktır. İlk artırmada satış gerçekleşmezse ikinci artırma genel usule göre gerçekleştirilecek ve üçüncü kişilerin de artırmaya katılabilmesi mümkün olacaktır.
Bu düzenleme, özellikle aileden kalan konut, arsa, tarla ve işyerlerinin ortaklığın giderilmesi davaları sonucunda değerinin altında üçüncü kişilere geçmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte düzenleme, kanunda düzenlenmiş bir hakkın haricinde mirasçılara taşınmaz üzerinde mutlak bir önalım hakkı vermemektedir. Mirasçının taşınmazı edinebilmesi için artırmaya katılması, gerekli teminatı yatırması ve asgari satış bedelini karşılayan geçerli bir teklif sunması gerekir.
Düzenleme yalnızca bütün maliklerin mirasçı olduğu taşınmazlarda uygulanacaktır. Taşınmazda sonradan pay satın almış bir üçüncü kişi bulunuyorsa mirasçılar arasında özel artırma yapılmasının şartları oluşmayacaktır.
Ayrıca yürürlük tarihinden önce satış ilanı yapılmış artırmalarda eski hükümler uygulanmaya devam edecektir. Dolayısıyla ortaklığın giderilmesine ilişkin kararın daha önce verilmiş olması tek başına belirleyici değildir. Esas alınması gereken husus, artırma ilanının yeni düzenlemenin yürürlüğünden önce mi sonra mı yapıldığıdır.
İhale Bedelini Yatırmayan Alıcıya Yeni Yaptırımlar Getiriliyor
Elektronik satışlarda en yüksek teklifi verdiği hâlde ihale bedelini süresi içinde yatırmayan kişiler bakımından daha ağır mali sonuçlar öngörülmektedir.
İhale alıcısının yatırdığı teminat iade edilmeyecek, öncelikle satış masraflarından mahsup edilecek, kalan kısım ise dosyanın niteliğine göre hak sahiplerine veya paydaşlara ödenecektir. İhale alıcısının satış isteyen alacaklı olması hâlinde muhammen bedelin yüzde onu kendi alacağından mahsup edilecek ve yeniden yapılacak satışın masrafları borçluya yüklenmeyerek ilgili alacaklı üzerinde bırakılacaktır.
Ortaklığın giderilmesi satışında bedeli yatırmayan kişinin paydaş olması hâlinde ise yatırılan teminatın tamamı diğer paydaşlara payları oranında ödenebilecektir. Bunun yanında ihale bedelini yatırmayan kişiye, verdiği teklifin yüzde beşi oranında idari para cezası uygulanacaktır.
Düzenlemenin temel amacı, elektronik artırmalarda gerçeğe uygun olmayan teklifler verilmesini ve ihale sürecinin kötüye kullanılmasını engellemektir. Ancak teklif verilmeden önce finansman imkânının kesinleştirilmesi artık daha da önemli hâle gelmiştir. En yüksek teklifi veren kişinin sonradan bedeli yatıramaması yalnızca teminat kaybına değil, ayrıca idari para cezasına ve satış giderlerinden sorumluluğa yol açabilecektir.
Noterlik Hukukunda Yapılan Değişiklikler
12. Yargı Paketi ile noterlik evrak ve defterlerinin mahkemeler, sulh ceza hâkimlikleri, cumhuriyet başsavcılıkları ve yetkili resmî makamlar tarafından incelenmesi ve talep edilmesi süreci yeniden düzenlenmektedir.
Noterlik evrakının aslının mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya cumhuriyet başsavcılığı tarafından istenmesi hâlinde noter, evrakın bir örneğini çıkararak aslına uygunluğunu onaylayacak, onaylı örneği noterlikte muhafaza edecek ve evrakın aslını isteyen makama gönderecektir.
Yalnızca onaylı örneğin talep edildiği durumlarda ise evrak elektronik ortamda taranarak güvenli elektronik imzayla imzalanacak ve ilgili makama elektronik ortamda iletilecektir. Elektronik gönderimin mümkün olmadığı durumlarda fiziki onaylı örnek gönderilebilecektir.
Bu işlemler için yevmiye numarası verilmeyecek; posta ve kanuni yol giderleri dışında harç, vergi, değerli kâğıt bedeli veya başka bir ücret alınmayacaktır.
Değişiklik, noterlik belgelerinin delil niteliğini zayıflatmamaktadır. Aksine belgenin aslının gönderildiği hâllerde noterlikte onaylı bir örneğinin korunmasını güvence altına alacaktır. Elektronik gönderim imkânının genişletilmesi de ceza ve hukuk yargılamalarında noterlik evrakının temin edilmesi için beklenen süreyi azaltabilecektir.
İdare Hukuku ve Vergi Yargısında Yapılan Değişiklikler
Tek Hâkimle Görülecek İdari Davaların Kapsamı Genişletiliyor
İdare mahkemelerinde tek hâkimle çözümlenecek uyuşmazlıkların kapsamı önemli ölçüde genişletilmektedir.
Düzenleyici işlemlere karşı açılan davalar hariç olmak üzere, konusu 2026 yılı için 486.000 TL’yi aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal ve tam yargı davaları tek hâkim tarafından karara bağlanacaktır. Vergi mahkemelerinde de konusu 486.000 TL’yi aşmayan davalar tek hâkimle görülecektir.
Parasal sınırın dışında kalan bazı uyuşmazlık türleri de açıkça tek hâkim kapsamına alınmaktadır. Bunlar arasında öğrenciler hakkında tesis edilen bazı disiplin, not, sınıf geçme, yurt, kredi ve burs işlemleri; kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri; kamu görevlilerine verilen uyarma cezaları ve bazı sosyal yardım uyuşmazlıkları bulunmaktadır.
Buna karşılık öğrencinin okuldan uzaklaştırılması veya ilişiğinin kesilmesi sonucunu doğuran işlemler ile meslek kuruluşu üyesinin mesleki faaliyetini geçici veya sürekli engelleyen disiplin cezaları kapsam dışında tutulmaktadır.
Tek hâkim kapsamının genişlemesi, idare mahkemelerindeki heyetlerin iş yükünü azaltabilir ve belirli uyuşmazlıkların daha hızlı sonuçlandırılmasını sağlayabilecektir. Bununla birlikte tek hâkim tarafından verilen kararların kanun yolu rejimi, özellikle temyiz imkânı bakımından taraflar açısından mutlaka uzman bir avukat tarafından değerlendirilmelidir.
Bu hüküm, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açılan davalarda uygulanacaktır. Daha önce açılmış davaların sonradan tek hâkime devredilmesi öngörülmemektedir.
Bölge İdare Mahkemelerinin İstinaf Yetkileri Yeniden Düzenleniyor
Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını sonuç itibarıyla hukuka uygun bulmakla birlikte gerekçesini yanlış veya eksik görürse gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddedebilecektir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltme yapılarak da ret kararı verilebilecektir.
İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın geri gönderilebileceği hâller ise daha açık biçimde sınırlandırılmaktadır. Görev veya yetki hatası, reddedilmiş ya da yasaklı hâkim tarafından davaya bakılması, eksik veya yanlış hasımla karar verilmesi, talebin bir kısmı hakkında hüküm kurulmaması, yapılması gereken duruşmanın yapılmaması ya da zorunlu keşif ve bilirkişi incelemesinin gerçekleştirilmemesi bu hâller arasındadır.
Bununla birlikte bölge idare mahkemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi eksikliğini kendisi tamamlayabilecek; yapılması gereken duruşmayı doğrudan gerçekleştirerek uyuşmazlığın esası hakkında karar verebilecektir. Böylece dosyanın her usul eksikliğinde ilk derece mahkemesine gönderilmesinin önüne geçilmesi gibi amaçlanmaktadır.
Bu değişiklik, yargılamayı hızlandırma potansiyeline sahiptir. Ancak bölge idare mahkemelerinin delil toplama ve duruşma yapma yükünün artması, istinaf dairelerinin iş organizasyonuna bağlı olarak yeni bir iş yükü doğurabileceği gibi, halihazırda bazı dava türlerinde 1-2 yıldan fazla sürebilen istinaf süreçleri bakımından bu değişikliğin nasıl bir etki yaratacağı, uygulamada test edilebilecektir.
İdari Yargıda Temyiz Sınırları Değişiyor
Bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeniden verdiği bazı kararlar, tebliğden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz edilebilecektir.
Ancak tek hâkimle görülen idare ve vergi davaları, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklar, sadece vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin kararlar ile kanunda açıkça sayılan bazı dava türleri temyiz kapsamı dışında bırakılmaktadır.
2026 yılı bakımından, ilk derece mahkemesi ile bölge idare mahkemesinin hükmettiği miktarlar arasındaki farkın 55.000 TL’yi geçmemesi hâlinde de temyiz yoluna başvurulamayacaktır. Tek hâkim tarafından karara bağlanan davalarda ise fark 55.000 TL’yi aşsa dahi kararın temyiz edilememesi dava türüne ve niteliğine göre mümkün olabilecektir.
Bu nedenle idari davalarda yalnızca uyuşmazlığın toplam değeri değil, ilk derece kararı ile istinaf kararı arasındaki parasal fark da kanun yolu incelemesi bakımından önem kazanacaktır.
Yeni temyiz hükümleri, kanunun yürürlüğünden sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanacaktır. Daha önce verilmiş kararlar bakımından eski kanun yolu hükümleri geçerli olmaya devam edecektir.
Danıştayın Daire Yapısına İlişkin Süre Uzatılıyor
Danıştaydaki daire sayısının azaltılması için daha önce belirlenen ve 23 Temmuz 2026 tarihinde sona erecek süre dört yıl uzatılmaktadır. Buna göre mevcut yapıya ilişkin geçiş dönemi şimdilik 23 Temmuz 2030 tarihine kadar devam edecektir.
Ayrıca boşalan her iki üyelik için bir üye seçilmesine ilişkin geçici uygulama da aynı tarihe kadar ertelenmektedir. Bu değişiklik doğrudan vatandaşların dava açma şartlarını değiştirmemekle birlikte Danıştayın kurumsal yapısını ve daireler arasındaki iş dağılımını ilgilendirmektedir.
Yargı Teşkilatı ve Adli Tıp Alanındaki Değişiklikler
Adli Tıp İhtisas Kurullarında Görev Süresi Dört Yıl Olacak
Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanabilmek için tıp veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesine ya da ilgili alanda doktora derecesine sahip olma şartı getirilmektedir.
Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri, adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanları dört yıllık görev süresine tabi olacaktır. Yerlerine yeni atama yapılıncaya kadar süresi sona eren kişilerin göreve devam etmesi mümkün olacaktır.
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte dört yıl veya daha uzun süredir görevde olanların görevleri sona erecek; dört yıldan az süredir görev yapanlar ise kalan sürelerini tamamlayacaktır.
Adli Tıp Kurumu raporlarının ceza, iş kazası, malpraktis, trafik kazası ve genel olarak birçok tazminat davasındaki belirleyici rolü dikkate alındığında, kurul üyeleri için uzmanlık ve süre şartlarının açık biçimde düzenlenmesi kurumsal hesap verebilirlik bakımından önemlidir.
Hâkim ve Savcı Yardımcılarının Eğitim ve Sınav Süreci Değişiyor
Hâkim ve savcı yardımcılarına verilecek eğitimin kapsamı ayrıntılı biçimde belirlenmektedir. Eğitim konuları arasında anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare ve vergi hukuku, usul hukuku, duruşma yönetimi, karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır.
Yazılı ve sözlü sınavlarda yalnızca teorik mevzuat bilgisi değil; içtihat bilgisi, hukuki sorunları çözme yeteneği, mesleki yeterlilik, Türkçeyi etkin kullanma, temsil kabiliyeti ve mesleğe uygun davranış da değerlendirilecektir.
Ayrıca hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuk bilgisiyle çözülebilecek bir konuda bilirkişiye başvurulması disiplin yaptırımına bağlanmaktadır. Bu düzenleme, bilirkişilerin hukuki değerlendirme yapmasının önüne geçilmesi ve hukuki nitelendirmenin hâkim tarafından gerçekleştirilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Kanuni Faiz ve Borçlar Hukukunda Yapılan Değişiklikler
Kanuni faiz oranı sabit bir oran olmaktan çıkarılarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranına bağlanmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu veya Türk Ticaret Kanunu gereğince faiz ödenmesi gereken ancak faiz oranının sözleşmede belirlenmediği durumlarda, yıllık kanuni faiz oranı TCMB’nin önceki yılın 31 Aralık tarihinde uyguladığı kısa vadeli reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden hesaplanacaktır.
30 Haziran tarihindeki reeskont oranı ile önceki yılın 31 Aralık tarihindeki oran arasında en az beş puanlık fark bulunması hâlinde, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihindeki oranın yüzde sekseni uygulanacaktır.
Bu düzenlemeyle kanuni faizin ekonomik koşullardan tamamen kopuk şekilde uzun süre sabit kalmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Özellikle uzun süren alacak ve tazminat davalarında sabit faiz, alacağın gerçek değerini korumakta yetersiz kalmaktadır. Değişken sistem, alacaklının parasal kaybını azaltabilecek olmakla birlikte faiz oranının altı aylık dönemlerde değişebilmesi hesaplamaları özellikle de vatandaşlar için daha karmaşık hâle getirebileceğinden, icra takiplerinde uzman avukatların bu konudaki rolünü artıracaktır.
Yeni düzenleme sözleşmede açıkça kararlaştırılmış faiz oranlarını kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Öncelikle tarafların sözleşmesi, sözleşmede hüküm bulunmaması hâlinde ise kanuni faiz düzenlemesi uygulanacaktır. Ayrıca ticari temerrüt faizi, avans faizi ve özel kanunlarda düzenlenen faiz türleri bakımından ilgili özel hükümlerin ayrıca incelenmesi gerekir.
Medeni Hukuk ve Vesayet Hukukunda Yapılan Değişiklikler
Vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmazların satışında elektronik satış usulüne geçilmektedir.
Vesayet altındaki kişinin menfaati gerektiriyorsa değerli şeyler dışındaki taşınırlar, vesayet makamının talimatıyla UYAP’a entegre elektronik satış portalında açık artırma yoluyla satılacaktır.
Taşınmazların satışı da elektronik satış portalında gerçekleştirilecektir. Ancak ihale, vesayet makamının onayıyla tamamlanacaktır. Vesayet makamının, ihale tarihinden itibaren 10 gün içinde onama hakkında karar vermesi gerekecektir.
Bu hükümler kanunun yayımlanmasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir. Yürürlük tarihinden önce satış ilanı yapılmış taşınır ve taşınmazlar bakımından eski hükümler uygulanacaktır.
Elektronik satış sistemi daha geniş bir katılımcı kitlesine ulaşılması ve kısıtlının malının gerçek değerine daha yakın bir bedelle satılması bakımından olumlu sonuç doğurabilir. Bununla birlikte vesayet makamının onay yetkisi korunarak kısıtlının menfaatinin yalnızca en yüksek teklif üzerinden değil, satışın bütün koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi sağlanmaktadır.
Ceza Hukukunda Yapılan Değişiklikler
Dolandırıcılık Suçlarında Hesabını Kullandıran Kişiye Ceza İndirimi
12. Yargı Paketi ile Türk Ceza Kanunu’nun nitelikli dolandırıcılık suçunu düzenleyen 158. maddesine yeni bir hüküm eklenmektedir.
Dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık suçuna iştirak eden kişinin fiili yalnızca kendisine ya da başkasına ait banka hesabının, kredi kartının, ödeme aracının, aracı kurum hesabının, ödeme hizmeti sağlayıcısındaki hesabın veya kripto varlık hesabının kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ve araçları başkasına vermekten ibaretse verilecek ceza yarı oranında indirilecektir.
Kamuoyunda “IBAN kullandırma” veya “IBAN kiralama” düzenlemesi olarak ifade edilen bu hüküm, hesabını kullandıran kişinin cezasını tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Düzenleme bir cezasızlık sebebi değil, cezadan indirim sebebidir.
İndirimin uygulanabilmesi için sanığın suçtaki rolünün yalnızca hesap veya ödeme aracının kullanılmasını sağlayan bilgi ve araçları vermekle sınırlı olması gerekir. Dolandırıcılık planının hazırlanması, mağdurla iletişim kurulması, paranın çekilmesi, başka hesaplara aktarılması veya suç gelirinin paylaşılması gibi ek fiillerin bulunması durumunda bu özel indirim hükmünün uygulanıp uygulanamayacağı somut olayın özelliklerine göre uzman ceza avukatı tarafından değerlendirilmelidir.
Ayrıca hesabını kullandıran kişinin suç işleme kastı da araştırılmaya devam edecektir. Kişinin dolandırıcılık suçuyla bağlantısını bilmeksizin hesabına para gelmesi ile hesabını maddi menfaat karşılığında bilinçli şekilde kullandırması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Öncelikle iştirak iradesinin ve kastın bulunup bulunmadığı belirlenmeli, ancak cezai sorumluluk tespit edildikten sonra özel indirim hükmü değerlendirilmelidir.
Devam Eden ve Kesinleşmiş Dolandırıcılık Dosyaları Nasıl Etkilenecek?
Düzenlemenin yürürlüğünden önce dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulmuş ancak dosyası istinaf ya da temyiz incelemesinde bulunan kişilerden yeni hükmün kapsamına girenlerin dosyaları ilk derece mahkemesine gönderilecektir.
İnfaz aşamasındaki dosyalarda ise daha önce TCK’nin etkin pişmanlığa ilişkin 168. maddesi uygulanmamış hükümlüler, mağdurun zararını mahkemenin ihtarından itibaren altı ay içinde tamamen giderdikleri takdirde etkin pişmanlık indiriminden yararlanabilecektir.
Bununla birlikte zarar tamamen giderilmeden yalnızca bu hükme dayanılarak infazın ertelenmesi veya durdurulması mümkün olmayacaktır. Düzenleme bu yönüyle genel bir infaz indirimi veya af niteliğinde değildir.
Ceza Muhakemesi Hukukunda Yapılan Değişiklikler
Genetik İnceleme Sonuçlarının Saklanması ve Silinmesi
Moleküler genetik inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılarak özel bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği soruşturma veya kovuşturma dosyasında delil olarak saklanacaktır.
Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddedilmesi, beraat kararı veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilecektir. Diğer hâllerde ise mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 yıl geçtikten sonra cumhuriyet savcısı huzurunda yok edilecektir.
Verisi kaydedilen kişi, saklama amacının ortadan kalktığını veya haklı bir neden bulunduğunu ileri sürerek hâkimden ya da mahkemeden bilgilerin silinmesini isteyebilecektir. Kayıtların başka bir soruşturma veya kovuşturmada kullanılması ise ancak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla hâkim, mahkeme veya cumhuriyet savcısı kararıyla mümkün olacaktır.
Düzenleme, genetik verilerin sıradan kişisel verilerden daha yoğun bir korumaya ihtiyaç duyduğu kabulüne dayanmaktadır. Ancak 20 yıllık saklama süresinin ölçülülüğü ve verilerin hangi teknik güvenlik tedbirleriyle korunacağı, çıkarılacak yönetmeliğin içeriğine bağlı olacaktır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Yeniden Düzenleniyor
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kaldırılmamaktadır. Sanık hakkında hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması hâlinde, diğer şartların da bulunması kaydıyla HAGB kararı verilebilecektir.
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkemede olumlu kanaat oluşması ve suç nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesi temel şartlar arasında yer almaktadır.
Zararın derhâl karşılanamaması hâlinde, denetim süresi içinde aylık taksitlerle tamamen giderilmesi koşuluyla da HAGB kararı verilebilecektir. HAGB kararıyla birlikte kurulan hapis cezası başlangıçta ertelenemeyecek veya seçenek yaptırıma çevrilemeyecektir.
Sanık beş yıllık denetim süresine tabi olacaktır. Denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uyulursa açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecektir.
Yeni bir kasıtlı suç işlenmesi veya yükümlülüklerin ihlal edilmesi hâlinde mahkeme hükmü açıklayacaktır. Ancak mahkeme, yükümlülüğünü yerine getiremeyen kişinin durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar olan kısmının infaz edilmemesine, cezanın ertelenmesine veya seçenek yaptırıma çevrilmesine karar verebilecektir.
HAGB kararlarına karşı kural olarak istinaf yoluna başvurulabilecektir. Bölge adliye mahkemesinin kararları da kanundaki temyiz şartlarının bulunması hâlinde Yargıtay incelemesine taşınabilecektir. İstinaf ve temyiz incelemesi yalnızca HAGB şartlarıyla sınırlı olmayacak; hükmün usul ve esas yönünden hukuka uygunluğu da değerlendirilebilecektir.
İşkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi nedeniyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele teşkil eden suçlarda HAGB uygulanmayacaktır. Kabul edilen nihai metinde bütün cinsel suçları kapsayan genel bir HAGB yasağı bulunmamaktadır.
Kaçak Sanık Hakkında Sorgusuz Mahkûmiyet Kurulamayacak
Kaçak sanık hakkında kovuşturma yürütülebilecek; ancak sanığın daha önce sorgusu yapılmamışsa mahkûmiyet veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyecektir.
Kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmişse sanık veya müdafii, savunma hakkını kullanmak istediğini bildirerek yargılamanın yenilenmesini talep edebilecektir.
Düzenleme, sanığın mahkeme önünde savunma yapma ve kendisine yöneltilen isnatlara doğrudan cevap verme hakkını güçlendirmektedir. Ancak kaçaklık kararının sonuçlarını tamamen ortadan kaldırmamakta, sorgu yapılmadan esas hakkında mahkûmiyet kurulmasını engellemektedir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Süresi Üç Aya Çıkıyor
Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları dışındaki kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, dosyanın kendisine tesliminden itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilecektir.
Sanık lehine yapılacak itirazlarda süre şartı aranmayacaktır. Sanık, kanun yoluna başvurma hakkı bulunan kişiler, katılan ve suçtan zarar gören kişiler de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından itiraz yoluna başvurulmasını talep edebilecektir.
Yeni süre, kanunun yürürlüğünden sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilen dosyalarda uygulanacaktır. Daha önce teslim edilmiş dosyalarda eski süre geçerli olacaktır.
Tazminat Hukukunda Yapılan Değişiklikler
Çalışma gücünün azalması veya kaybedilmesi nedeniyle istenen tazminatlar ile destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcı dönemsel olarak ayrılmaktadır.
Zarar görenin veya ölen desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata, haksız fiil ya da zarar doğuran olay tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Kazancın henüz bilinmediği gelecekteki döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren faiz işletilecektir.
Bu düzenleme özellikle iş kazası, trafik kazası, meslek hastalığı, ölüm ve bedensel zarar davalarını doğrudan etkilemektedir. Hesap bilirkişisinin tazminatı bilinen dönem ve bilinmeyen dönem şeklinde ayırması; mahkemenin de her bölüm bakımından farklı faiz başlangıcı belirlemesi gerekecektir.
Tahkikat aşamasına kadar ifa amacıyla yapılan ödemeler ise ödeme tarihindeki tazminat miktarıyla orantılı şekilde mahsup edilecektir. Böylece yıllar önce yapılan ödemenin dava sonunda hesaplanan nominal tazminattan doğrudan çıkarılması yerine, ödemenin yapıldığı tarihte zararın ne kadarlık bölümünü karşıladığı dikkate alınacaktır.
Bununla birlikte yeni düzenleme yalnızca yürürlük tarihinden sonra meydana gelen haksız fiiller ve zarar doğurucu olaylar hakkında uygulanacaktır. Kanunun yürürlüğünden önce meydana gelen iş kazaları, trafik kazaları ve diğer haksız fiiller bakımından eski hükümler geçerliliğini koruyacaktır. Bu geçiş hükmü, devam eden tazminat davaları bakımından en kritik ayrımlardan biridir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler
Belirsiz Alacak Davası Kaldırılıyor
12. Yargı Paketi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Belirsiz alacak davası özellikle işçilik alacakları, bedensel zarar tazminatları, destekten yoksun kalma tazminatı, değer kaybı, eser sözleşmesi, ticari alacak ve hesaplamanın bilirkişi incelemesine bağlı olduğu uyuşmazlıklarda yoğun biçimde kullanılmaktaydı.
Yeni sistemde davacı, alacağının yalnızca bir kısmını dava edebilecek ve talep miktarını aynı dava içinde bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat sona erinceye kadar artırabilecektir. Artırım, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmayacak ve karşı tarafın açık muvafakati aranmayacaktır.
En önemli değişiklik, artırılan kısım bakımından zamanaşımının talep artırım tarihinde değil, davanın ilk açıldığı tarihte kesilmiş sayılacak olmasıdır.
Bu sistem belirsiz alacak davasının bütün sonuçlarını aynen devam ettirmemektedir. Yeni dava açılırken yine belirli bir kısmın talep edilmesi ve harcın bu miktar üzerinden yatırılması gerekecektir. Davacıya tanınan artırım hakkı yalnızca bir defa kullanılabileceğinden bilirkişi raporuna, ücret kayıtlarına, kusur oranlarına ve hesaplamaya ilişkin itirazlar tamamlanmadan artırım yapılması hak kaybına yol açabilir.
Özellikle iş davalarında ilk bilirkişi raporunun hatalı olması veya ek rapor sonucunda alacağın yükselmesi mümkündür. Talep artırım hakkının ilk rapordan sonra hemen kullanılması hâlinde ikinci kez artırım yapılamaması gündeme gelebilir. Bu nedenle artırım zamanının belirlenmesi usul stratejisi bakımından önem kazanacaktır.
Yürürlük tarihinden önce açılmış belirsiz alacak davaları mevcut hukuki nitelikleriyle devam edecektir. Bu davaların kendiliğinden kısmi davaya dönüşmesi veya davacıların yeniden dava açması gerekmeyecektir.
Duruşmalar Arasındaki Süre Üç Ayı Aşamayacak
Hukuk davalarında iki duruşma arasındaki süre kural olarak üç aydan uzun olamayacaktır.
Bilirkişi incelemesinin niteliği, istinabe işlemleri veya dosyanın özelliklerinden kaynaklanan zorunlu bir neden bulunması hâlinde hâkim daha uzun süre belirleyebilecek; ancak bunun gerekçesini açıklamak zorunda olacaktır.
Bu hüküm, üç ay içinde mutlaka karar verilmesini değil, duruşmalar arasında gereksiz derecede uzun süre bırakılmamasını amaçlamaktadır. Bilirkişi raporunun geç hazırlanması, tebligat sorunları veya başka bir mahkemeden işlem yapılmasının beklenmesi gibi durumlarda yargılama üç aydan daha uzun aralıklarla devam edebilecektir.
Düzenlemenin uygulamadaki başarısı yalnızca duruşma günü verilmesine değil; bilirkişi, tebligat ve kalem işlemlerinin de aynı süre içinde tamamlanabilmesine bağlıdır.
Uzaktan Duruşmalarda Fiziki İmza Zorunluluğu Azaltılıyor
Ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmaya katılan kişiler bakımından kural olarak elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacaktır.
Ancak ikrar, yemin, davanın geri alınmasına muvafakat, feragat, davayı kabul ve sulh gibi davanın sonucunu doğrudan etkileyen işlemler bu kolaylığın dışında tutulmaktadır.
Düzenleme, e-duruşma sırasında yapılan olağan usul işlemlerinin ayrıca fiziki imza gönderilmesi nedeniyle gecikmesini önleyebilir. Bu hüküm kanunun yayımlanmasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılmasına İlişkin Kanun Yolları Değişiyor
Aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinin verdiği birleştirme kararlarına karşı yalnızca istinaf yoluna başvurulabilecektir.
İlk derece mahkemelerinin ayırma kararlarına karşı istinaf, bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararlarına karşı ise temyiz yoluna ancak esas hükümle birlikte gidilebilecektir. Birleştirme veya ayırma konusundaki hukuka aykırılık tek başına kararın kaldırılması ya da bozulması için yeterli olmayacaktır.
İlk davanın açıldığı mahkeme, birleştirme kararının kesinleşmesinden sonra bu kararla bağlı olacaktır. Böylece mahkemeler arasında karşılıklı birleştirme veya dosyanın hangi mahkemede görüleceğine ilişkin uyuşmazlıkların azaltılması amaçlanmaktadır.
Hukuk Davalarında Temyiz Sınırı Yeniden Belirleniyor
Bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul ederek yeniden esas hakkında karar vermesi hâlinde, kabul veya reddedilen kısmın değeri temyiz sınırını aşıyorsa karar Yargıtaya götürülebilecektir.
Bölge adliye mahkemesinin kararı temyiz sınırının altında kalıyorsa, bu karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki fark da ayrıca değerlendirilecektir. Aradaki fark kanuni temyiz sınırını aşmıyorsa karar temyiz edilemeyecektir.
Yalnızca yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin farklar da temyiz hakkı doğurmayacaktır.
Bu sistem, ilk derece ve istinaf kararları birbirinden farklı olduğunda hangi miktarın temyiz sınırına esas alınacağına ilişkin belirsizliği azaltmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte her dosyada hükmedilen ana alacak, reddedilen kısım, karşı dava ve fer’î alacaklar ayrı ayrı incelenmelidir.
Teklifte Bulunduğu Hâlde Nihai Metinden Çıkarılan Düzenlemeler
12. Yargı Paketi hakkında teklif veya komisyon aşamasında hazırlanmış içeriklerde, kabul edilen nihai kanunda bulunmayan bazı düzenlemeler yer almaktadır. Güncel hukuki değerlendirme yapılırken bu ayrım özellikle gözetilmelidir.
İdareye Başvuru Yapılmadan İcra Takibi Başlatılamaması Düzenlemeden Çıkarıldı
Teklifin ilk hâlinde, idare aleyhine hükmedilen para alacağı, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar için icra takibi başlatılmadan önce idareye yazılı başvuru yapılması ve ödeme için hesap numarası bildirilmesi öngörülmekteydi.
Bu düzenleme TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında kanun metninden çıkarılmıştır. Dolayısıyla 12. Yargı Paketi kapsamında idare aleyhine ilamlı icra takibinden önce genel nitelikte yeni bir 30 günlük başvuru zorunluluğu yürürlüğe girmeyecektir.
Bilgisayar ve Dijital Materyallerde Arama Düzenlemeden Çıkarıldı
Teklif aşamasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin değiştirilmesi; bilgisayar, telefon, dijital veri ve programlarda arama, kopyalama ve elkoyma işlemlerine yeni süreler ve imha kuralları getirilmesi planlanmıştı.
Ancak bu madde de Genel Kurulda kabul edilen önergeyle kanun metninden çıkarılmıştır. Bu nedenle 24 saat içinde hâkim onayı, dijital verilerin 15 yıl sonra imhası veya verilerin bir kopyasının şüpheliye verilmesi gibi teklif aşamasındaki hükümler, kabul edilen 12. Yargı Paketi’nin parçası değildir.
Genetik inceleme sonuçlarına ilişkin düzenleme kabul edilmiş; bilgisayar ve dijital materyallerde aramaya ilişkin düzenleme ise kabul edilmemiştir. Bu iki başlığın birbirine karıştırılmaması gerekir.
12. Yargı Paketi’nde Af veya Genel İnfaz İndirimi Var mı?
Kabul edilen 12. Yargı Paketi’nde genel af, özel af, bütün hükümlüleri kapsayan bir ceza indirimi veya genel nitelikte denetimli serbestlik süresi değişikliği bulunmamaktadır.
Dolandırıcılık suçlarında hesabını kullandıran kişinin cezasının yarı oranında indirilmesi, yalnızca fiili kanunda belirtilen sınırlar içinde kalan kişiler bakımından uygulanabilecek özel bir ceza hükmüdür. Bu düzenlemenin genel af veya bütün dolandırıcılık hükümlülerini kapsayan bir infaz indirimi olarak değerlendirilmesi hukuken doğru değildir.
Benzer şekilde HAGB hükümlerinin yeniden düzenlenmesi de kesinleşmiş mahkûmiyetleri kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Her dosya suç tarihi, hüküm tarihi, kesinleşme durumu ve lehe kanun hükümleri bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
12. Yargı Paketi Hakkında Genel Hukuki Değerlendirme
12. Yargı Paketi’nin bütününe bakıldığında düzenlemenin tek bir hukuk politikasına dayandığını söylemek güçtür. Paket, farklı kanunlarda ortaya çıkan usul sorunlarını, Anayasa Mahkemesi kararları sonrasında doğan hukuki boşlukları ve uygulamada sıkça karşılaşılan uyuşmazlıkları aynı kanun içinde ele almaktadır.
Hukuk yargılaması bakımından en köklü değişiklik, belirsiz alacak davasının kaldırılmasıdır. Kısmi davada zamanaşımının artırılan bölüm bakımından da dava tarihinde kesilmiş sayılması davacıyı koruyan bir düzenlemedir. Buna karşılık talep artırım hakkının yalnızca bir defa kullanılabilecek olması, özellikle bilirkişi hesaplamalarının değişebildiği iş ve tazminat davalarında yeni usul tartışmaları doğurabilir.
Tazminat hukukunda bilinen ve bilinmeyen dönem için farklı faiz başlangıcı kabul edilmesi, zarar hesabının dönemsel niteliğiyle uyumludur. Ancak yeni sistemin yalnızca yürürlük tarihinden sonraki olaylara uygulanacak olması, uzun süre eski ve yeni hesaplama yöntemlerinin birlikte kullanılmasına neden olacaktır.
Miras kalan taşınmazların satışında ilk artırmanın mirasçılar arasında yapılması, aile mallarının üçüncü kişilere düşük bedelle geçmesini sınırlandırabilir. Bununla birlikte yüzde yüz muhammen kıymet şartı nedeniyle gerekli finansmana sahip olmayan mirasçıların bu imkândan fiilen yararlanması güç olabilir.
Ceza hukuku bakımından banka veya ödeme hesabını kullandıran kişilerin suç organizatörleriyle aynı düzeyde cezalandırılmamasına yönelik indirim, kusurla orantılı ceza ilkesi açısından anlaşılabilir niteliktedir. Bununla birlikte hükmün otomatik uygulanmaması, sanığın suç içindeki gerçek rolünün ve kastının ayrıntılı biçimde araştırılması gerekir.
HAGB kararlarının istinaf ve şartları oluştuğunda temyiz incelemesine açılması, hükmün yalnızca şekli şartlar yönünden değil, delil değerlendirmesi ve hukuki nitelendirme bakımından da denetlenmesini sağlayacaktır. Bu değişiklik hak arama özgürlüğünü güçlendirebilir; ancak bölge adliye mahkemelerinin iş yükünü de artıracaktır.
Sonuç olarak 12. Yargı Paketi, kamuoyunda tartışılan genel af veya kapsamlı infaz değişikliklerinden çok, yargılama usulleri, kanun yolları, tazminat hesaplamaları, elektronik satış ve belirli ceza sorumluluğu hâlleri üzerinde etkili olacak bir düzenlemedir. Kanunun somut bir dosyaya uygulanıp uygulanmayacağı belirlenirken yalnızca düzenlemenin başlığına değil; yürürlük ve geçiş hükümlerine, olay tarihine ve dosyanın bulunduğu aşamaya bakılması zorunludur.
12. Yargı Paketi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
12. Yargı Paketi ne zaman çıktı?
12. Yargı Paketi 16 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilmiş, 7589 sayılı Kanun olarak 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanunun büyük bölümü aynı gün yürürlüğe girmiştir; 11, 12 ve 22. maddeler 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
12. Yargı Paketi’nin bütün maddeleri aynı gün mü yürürlüğe girecek?
Hayır. Hükümlerin önemli bir bölümü yayım tarihinde yürürlüğe girecek olmakla birlikte vesayet mallarının elektronik satışı ve uzaktan duruşmalardaki imza düzenlemesi gibi bazı hükümler yayım tarihinden üç ay sonra uygulanacaktır.
Belirsiz alacak davası tamamen kaldırıldı mı?
31 Temmuz 2026 tarihinden sonra açılan davalar bakımından belirsiz alacak davası kaldırılmıştır. Bunun yerine kısmi dava açan davacıya, tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus talep artırma hakkı verilmektedir. Yürürlükten önce açılmış belirsiz alacak davaları ise eski hükümlere göre devam edecektir.
Devam eden işçilik alacağı davam yeni düzenlemeden etkilenir mi?
Dava belirsiz alacak davası olarak kanunun yürürlüğünden önce açılmışsa mevcut niteliğini koruyacaktır. Yeni düzenleme nedeniyle davanın kendiliğinden kısmi davaya dönüşmesi söz konusu değildir.
IBAN’ını kullandıran herkesin cezası yarıya mı inecek?
Hayır. İndirim için kişinin dolandırıcılık suçuna iştirak eden fiilinin yalnızca hesap, ödeme aracı veya bunların kullanılmasını sağlayan bilgileri vermekle sınırlı olması gerekir. Suçun planlanması, mağdurla iletişim, paranın çekilmesi veya aktarılması gibi ek fiiller varsa özel indirim uygulanmayabilir.
12. Yargı Paketi’nde genel af var mı?
Hayır. Paket genel af, özel af veya bütün hükümlüleri kapsayan genel bir infaz indirimi içermemektedir.
Miras kalan taşınmaz hemen mirasçılardan birine mi verilecek?
Hayır. İlk artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılacak; ancak taşınmazı almak isteyen mirasçının artırmaya katılması ve muhammen kıymetin tamamını karşılayan geçerli bir teklif vermesi gerekecektir.
İş kazası ve trafik kazası davası gibi davalarda hükmedilen tazminatlarda faiz nasıl uygulanacak?
Kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminata olay tarihinden, kazancın bilinmediği gelecekteki döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Bu düzenleme yalnızca kanunun yürürlüğünden sonra meydana gelen zarar doğurucu olaylar hakkında geçerli olacaktır.
HAGB kaldırıldı mı?
Hayır. HAGB kurumu devam etmektedir. Ancak kararın şartları, denetim sürecinin sonuçları ve kanun yolları yeniden düzenlenmektedir. HAGB kararlarına karşı kural olarak istinaf, şartları oluştuğunda ise temyiz yolu kullanılabilecektir.
İdare aleyhine icra takibinden önce 30 gün beklemek zorunlu mu?
Hayır. Teklif aşamasında bulunan bu düzenleme TBMM Genel Kurulunda kanun metninden çıkarılmıştır. 12. Yargı Paketi bu yönde genel bir başvuru ve bekleme zorunluluğu getirmemektedir.